[Flash 9 is required to listen to audio.]

Do you believe that there’s treasures in the ocean?

Hayatımdan Notlar – 2

- Yıl 2011, şarkıda sorduğu ve denizler altında 20000 fersah’da olduğu gibi biz de okyanusun derinliklerinde hazineler olduğuna hala inanıyoruz.

- Mutlu olmayı denemeyi denemeye devam ediyoruz, pek başaramıyoruz sanırım ama deniyoruz en azından.

- Geçen hafta kendimizi bu aralar çok fazla hayal kurarken ve kurduğumuz hayallere gülerken yakaladık, birlikte olmak iyi geliyor, nefes almayı becerebiliyoruz, ne kadar uzun zamandır bu aptal şehrin gerçekliği içerisinde kaybolduğumuzu ve hayal kurmadığımızı farkettik.

- Domates fidesi aldık, ufak domatesler var üzerinde. yaşatmaya çalışıyoruz.

- Akdeniz’i okumaya başladım, hoş bir kitap. http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=442642

- 3 Temmuz, Kemal Sunal’ın ölüm yıldönümüydü, repliklerini izleyerek andık, buruk geçti.

- 3 Temmuz aynı zamanda doğumgünümdü, o da buruk geçti, burukluğun özel bir sebebi yok, sadece geçmiş yıllarda doğumgünümde olan bir şey eksikti ve ben her zaman olduğu gibi ne olduğunu bulamadım. Pasta kestik, mumlara üfledim, Bostancıda gezdik. Büyümek kötü. Nefes almak güzel.

- Hayat zor, umudu ölmek üzere olan zengin amcalara bağladık,

Çağla : Ben çözümü buldum. Müvekkillerimden 92 yaşında birisi var, onunla evlenip mirası üzerime geçirip sizi kurtarıcam, bakın sırf sizin için feda ediyorum kendimi.

Batu : :SSS

Ben : Onun kesin 60 yaşlarında bir kızı vardır, onunla da ben evlenebilirim, miras bölünmez.

Çağla : ahahahahahah

Batu : :SSS

- Tamamen can sıkıntısı ve doyumsuzluktan, içerisinde at ile gezebileceğimiz ve bir kaplan besleyebileceğimiz bir eve taşınma kararı aldık (hayal ya da şaka değil gerçekten:)

- Kedimizi, hamsterların kafesini temizlerken çıkan hamsterlardan birisi üstüne zıplayıp dövdü, ısırdı. Kedimiz ağladı 2 saat, kendisinden utanç duyduk, içgüdülerini tetiklemek için ne yaptıysak boş, kedi olmadığını düşünüyor olabilir mi diye düşünmeye başladık. Almadığımız oyuncak kalmadı onlarla pek oynamıyor nedense, işi gücü biz, gelip yanımızda yatmaya, bizi yalamaya bayılıyor, kedi yalar mı demeyin, köpek gibi yalıyor, garip bir hayvan. Diğer kediyi annemin evine bıraktım, o çok uyanık, tam bir avcı, evde gırtlağını sıkmadığı, patlatmadığı oyuncak yok, hareket eden her şeye duyarlı ve anında imha ediyor, allahtan birisinden şanslı çıktık, iki saftirikle yaşanmazdı yoksa.

- Arada dalıp dalıp gidiyorum, arabada kendimi yakaladım birkaç sefer böyle. Kaza yapmam umarım. Dikkat dağınıklığı başladı. Tüm gün kitlenerek bilgisayar başında çalışmanın yan etkileri sanırım, karşımdaki iş arkadaşmla bile gTalk üzerinden konuşuyoruz!

- İşler güçler iyi gidiyor, yorucu ama keyifli bir işim var. Hayatımda günlük yaşantımın içerisine dahil olmayan kimseye vakit ayıramıyorum, üzülüyorum ama şu an böyle bir hayatım var.

Şimdilik vaziyet böyle.

[Flash 9 is required to listen to audio.]

Chris Isaak - Chasing Liberty - Life Will Go On

Broken skies, heartaches that flowers won’t mend
Say goodbye knowing that this is the end

ArtistChris Isaak
TitleLife Will Go On
AlbumChasing Liberty
Album Art
[Flash 9 is required to listen to audio.]

  • Sabırsız ve huzursuzum, süslü cümleler kurmak isterdim, imlama dikkat etmeden maddeler halinde yazmak şu an için en rahatlatıcı olanı.
  • Hastalandım, minicik bir böbrek taşı düşürdüm ve kum döktüm, ancak kendime gelebildim 2 haftada.
  • İşim evime çok uzaktı, hastalanmıştım, canım fena sıkkındı; taşındım, birisi ağzınıza lokmayı götürürken fırlayıp kapacak kadar uyanık; diğeri peluş oyuncak sanılacak kadar uysal 2 kedi, tüm gün göbeğini kaşıyan 2 obez hamster ve 2 dünyalar iyisi insanla herkesi ve her şeyi geride bırakarak yeni bir hayata başladım.
  • Geçen haftasonu artık yaz geldi diyerek optimum koçtaş’a gittik; menekşeler, fesleğenler, vitaminli ve gübreli toprak ve saksılar aldık, onları ektik, balkonumuza koyduk, mutlu olmayı denedik.
  • Mangal yaptık. Rakı, şarap, bira karıştırdık ama sarhoş olmadık. Olamayacak kadar kötü durumdaydık da ondan mı olamadık yoksa olduk da hatırlayamayacak kadar mı kötüydük? Hatırlamıyorum.
  • Websayfası tasarlamak, hatta tasarlamayı tasarlamak artık daralttı. Keşke manav olsaydım.
  • Yaşlı hissetmek için genç, genç hissetmek için yaşlıyım, ne sıkıcı bir yaş dönemidir bu.. hastalık sanırım yıprattı, bugüne kadar geçirdiğim tek ciddi rahatsızlık oldu bu.
  • Bu kadar arkadaşa, dosta sahip olup yalnızlığımı anlatacak kimse olmaması nasıl bir ironidir?
  • Artık daha sık içer oldum.
  • Gerçekten söylenmemiş merhabalar kaldı mı?
  • İtiraf ediyorum fena dağıttım, toplayamadım, toplayamıyorum; açılış tuşuma kim bassa “System was not properly shut down” yazısını görüyor, sanırım ruhumun formatlanması gerekiyor.
  • Hayatta bitmeyen ne var? Tükenmeyen? Fotoğraflara hapsediyorum tüm sevdiklerimi yetmiyor. Hapsettiklerime bakmak kadar içimi parçalayan başka bir şey yok. Üzülüyorum.
  • Hayat; sanırım seni fena ıskaladım.
  • Çalış çalış nereye kadar? Hayatım nereye gidiyor?
  • Korktuğum şeyleri gerçekleşirmek gibi tuhaf bir huyum var. Korktuğum şeyi yaparım. Yapar kurtulurum. Daha özgür hissettiriyor. Daha güçlü. Yükseklik ve derinlik korkum var, buna rağmen yüksekten atlayabilir, derine dalabilirim. Bu adrenalin başka bir şeyde yok. Acaba yaşlanınca da kalbim dayanabilir mi bunlara? En zoru ise kaybetmeken korktuğum, zamanında çok sevdiğim insanları zihnimden ve hayatımdan hokus pokus yapması.
  • Diğer garip huyum ise; insanların hayata bir defa geldiklerini unutup birbirleri ile didişmeye, işe-güce-okula,  paraya-koltuğa-mala-mülke-statüye çok daldığını görüp herkesi ve her şeyi geride bırakarak kaybolmak. Bunu büyük bir keyifle yapıyorum. Aaaa evet, burada belirtmek isterim; diğerleri gibi palavra değil benim gidişlerim. İstatistiklerime bakınca ortalama 2-3 yılda bir geri dönmek üzere gitmişim. Üniversiteyi kazanmak bahane, şehri terketmek ve bilinmezliğe yelken açmak şahane.. Ailemi, okulumu, arkadaşlarımı, sevgilimi dondurup; tek bir valiz alıp, hiç bilmediğim bir sahil kasabasına gitmek, çalışmak ve yerleşmek müthiş.. Yine ailemi, okulumu, arkadaşlarımı, sevgilimi dondurup ve yine bunaldığım için sırt çantasını kapıp tehlikeli bir dönemde askere gitmem bambaşka bir macera..
  • Farkındayım tehlikeli girişimlerim var. Aslında beni ailem böyle yetiştirdi. Özgür. Bağsız, bağımsız. Döndüğüm zaman açılacak bir kucağın olduğunu bilerek gitmek kadar keyifli bir şey yoktur. Aslında hepsi hayatımı daha düzenli hale getirmek için yapılmış girişimlermiş gibi gözüküyordu o dönemler fakat asıl sebebin huzursuz ruhum olduğunu 4. gidişime hazırlanırken anlıyorum. Şu an maalesef çantayı kapıp yollara düşebilecek durumda değilim. Mecburi sorumluluklarım var (gerçi bunları kendi başıma ben sardım). Sorumluluklardan kurtulunca, şu an çalıştığım işyerinde yapmam gerekenleri tamamlayınca ve birazcık daha para biriktirince tekrardan yola çıkacağım. Plan şu; 2012’de 72-78 bir vosvos alıp fabrikadan yeni çıkmış gibi onu restore edip yine meşhur sırt çantasını hazırlayıp sevdiğim tüm dostlarımı ziyaret edeceğim. Ziyaretler bitince istanbuldan çıkıp tüm ege sahil şeridini vosvosla aşıp akdenize ineceğim ve denizin bittiği yer olan hatay’a kadar sahilden gideceğim. Arada kafama göre durup dinlenirim. Kamp yaparım, otelde kalırım, arabada yatarım.. Kısaca imkansız bir planım yok, gayet mantıklı ve yapılabilitesi yüksek gözüküyor şu an.
  • Sonra mı? Sonrasını bilmiyorum. Belki dönerim, belki dönmem ve küçük bir sahil kentine yerleşip ufak şirin web siteleri yaparım. Yaşayıp göreceğiz.

ArtistAngus & Julia Stone
TitleThe Devil's Tears
AlbumDown The Way

did i say that i loathe you?

Just waiting…

I bit my tongue in the ark of conversation, I don’t know why.. No lonely hands grab my suitcase full of nothing, I don’t know why.. Did I say I’m just a boy?


Alsak bundan bir tane, terk-i diyar eylesek…

Alsak bundan bir tane, terk-i diyar eylesek…

(via trt2dekiressam)

[Flash 10 is required to watch video]

muzikatalog:

Everest - Let Go